www.gramerimiz.com 

                       Dönemlere Göre Nesir  

 

 

Türk nesri başlangıcından Tanzimat’a kadar üç kolda gelişmiştir: sade nesir, süslü nesir ve orta nesir. Bu üç nesir türüyle aynı yüzyılda oluşturulmuş farklı karakterlerde eserlere rastlamak mümkündür. Söz gelişi, Veysi ile Nergisi’nin süslü nesirle eserler verdikleri bir çağda Evliya Çelebi tamamen halk üslubuna yakın bir dille Seyehatname’yi kaleme almıştır. Nesir türlerinin kullanımı yazarın bir eserinden diğerine bile değişmektedir. Buna örnek olarak Fuzuli’nin eserlerini verebiliriz. Fuzuli yüksek bir kültür seviyesine hitap ettiği Türkçe divanın önsözünde, sanatını gösterme endişesiyle ağır bir dil kullanırken, ortalama kültür seviyesindeki halk için yazdığı Hadikatüs Süeda’sında nispeten sade bir dil kullanmıştır.
 
Bütün bunlardan sonra Türk nesir dilinin gittikçe ağırlaştığı düşüncesinin yanlışlığı açıkça görülmektedir. Sanatçılarımız eserlerinde kullandıkları dili anlatacakları konuya ve hitap ettikleri kişilere göre belirlemişlerdir.
 
Eski nesrimizle ilgili tenkitlerin çoğu süslü nesir metinlerine yöneliktir. İnşa metinlerimize araştırmacılarımız bile eleştiren bir gözle bakmışlardır. Hemen hepsi süslü nesrin mükemmel örneklerini veren Sinan Paşa’dan bahsettikten sonra Veysi ve Nergisi’nin, nesir dilini tam bir çıkmaza soktuğunu kaydetmişlerdir, Veysi ve Nergisi’nin nesir dillerinin anlaşılmazlığının sebebini de “artık söyleyecek söz kalmamış yazarların bunu gizlemek için başvurdukları yok” olarak açıklamışlardır.
 
Her edebi tarzı iyi kullananlar olduğu gibi kötü kullananlar da vardır. Özellikle XVII. yüzyıldan sonra söyleyecek sözü kalmadığı için süslü nesre başvuran yazarlar olmuştur, fakat Veysi ve Nergisi gibi son derece kültürlü ve kabiliyetli yazarların dillerinin ağırlığını, söyleyecek sözlerin olmayışına bağlamak çok büyük bir hata olur. Nergisi’nin Nihalistanlı’sına aldığı konuları kendi devrinden ve çevresinden seçtiği, Veysi’nin Habname’sinin de devrin fikri ihtiyaçlarına cevap verdiği bilinmektedir. Durum böyle olunca süslü nesir arayışının başka sebeplerini düşünmek gerekir.
 
Süslü nesir metinlerine insan zihninin üst seviyedeki kompleks faaliyetleri olarak bakmak meseleyi büyük ölçüde çözecektir. Böyle düşününce Nergisi’nin Hamse’siyle Picasso’nun modern resminin benzer bir yaklaşımından doğduğu anlaşılacaktır. Çünkü her ikisinin de klasik yapıyla yetinmeyip onun üzerine çıkma çabası vardır. Bu nedenle modern resmi anlamak için nasıl üst seviyede bir eğitim ve düşünce faaliyeti gerekliyse Klasik edeiyatta da Nergisi’yi anlamak için böyle bir çaba gereklidir.
 
Kompleks yapıların güzelliği bugün pek çok sanat estetiği tarafından kabul edilmiş durumdadur. Bunun en tipik örnek olarak ontolojik yaklaşım verebilir. Ontolojik estetikte sanat eseri tabakalı bir yapı olarak düşünülür ve eserdeki tabaka sayısının eserin sanat değeriyle doğru orantılı olduğu kabul edilir. Bu estetiğe göre bir esere giren tabaka sayısının eserin sanat değeriyle doğru orantılı olduğu kabul edilir. Bu estetiğe göre bir esere giren tabaka sayısı ne kadar çoksa eser o kadar değerlidir. Bu metodu süslü nesir metinlerine uygularsak bu tür metinlerin değeri ortaya çıkacaktır.
 
Bununla birlikte bu tür bir yaklaşım bizi sade ve yalının güzel olmadığı düşüncesine götürmemelidir. Bir eserin başarısı sade ve kompleks olmasıyla değil kullanılan tekniğin özelliğiyle tabi eleştiriye tabi tutulmalıdır.
 
Süslü nesir metinlerinin dili konusuna gelince; bu metinler gerçekten de ağır bir dille yazılmışlardır. Bununla birlikte bu durum metinlerin anlaşılmasını engellemez. Çünkü en ağır dille yazılmış inşa metinlerinde bile sağlam bir cümle vardır. Cümle gruplarına, terkiplere takılı kalmadan cümleyi yakalamak metni çözmeyi kolaylaştırır. Cümle gruplarına, terkiplerine takılı kalmadan cümleyi yakalamak metni çözmeyi kolaylaştırır. Üstelik inşa metinlerinde dil hep aynı ayarda devam etmez. Genellikle çok ağır bir dille başlayan metinin dili sadeleşir. Buna örnek olarak Fuzuli’nin Nişancı Mehmet Paşa’ya yazdığı Şikayetname adlı mektubu verilebilir. Metin ağır bir dille bu şekilde başlar : “Malik-i mülk-ara’yı alem ve hakim-i hikmet-feza-yı ekalim mamure-i cihanı vakf-ı istirzak idüp tevliyetin mülluk-ı adalet-şiar ve hükkam-ı merhamet-disare revfiz ettikçe...”
 

 

                                 Sayfa  1    2

                                                              Ana Sayfa

 

 

 

 

 

Domain