|
|
www.gramerimiz.com
Dönemlere Göre Nesir
TARİH NESRİ
Orta dönem divan nesrinin en bol ve kuvvetli örnekleri tarih nesri
kolunda toplanmıştır. Çok yerde süs ve sanat kaygısı gütmeyen ve tarih
vakalarını yalın bir ifade ile yazan ünlü yazarlar, tarih bilgileri ve
gezginler, canlı, hareketli, zevkli sayfalar yazmışlardır.
Başka milletlerde olduğu gibi bizde de “tarih” 19. yüzyıl başlarına
kadar bir edebiyat türü sayılmıştır. Eskiler için tarih, çok okunan ve
sevilen bir sanat, bilgi ve hikmet sözleridir. Tarih, iyiyi kötüden ayırmaya
yarar, ibret dolu bir kitap sayılıp devler adamları ve aydınlar tarafından
dikkatle okunmuştur. Denilebilir ki, bu kitaplar, o çağ aydınlarının hem
felsefe ve tarih, hem de roman ve hikaye okuma ihtiyaçlarını karşılamıştır.
Bazı tarihçiler de özellikle olayları yorumlarken ve tasvirler
yaparken münşiane denilen süslü ve parlak aydınlatma yoluna kaymışlardır.
Fakat hitap ve söyleşme bölümlerinde yalın bir konuşma dili kullanırlar.
Bunlardan Aşıkpaşazade, tarihini halk dili ile denebilecek kadar sade
yazmıştır. Tarih nesri de yüzyıllar geçtikçe ağır bir dille yazılmış, ama
hiçbir zaman anlaşılmaz hale gelmemiştir. Tarihte birçok olay ve kişileri
anlatmak zorunda oluşları, tarihçilerin sırf sanat göstermek için ağır dil
kullandıkları görülür.
Biz burada, “tarih nesri” deyimi ile, yalnız tarih kitaplarında
görülen nesri söylemek istemiyoruz. Birçok coğrafya, seyahat ve ilim
kitaplarının da yazılmış olduğu fakat tarz ve anlarım benzerliği gösteren
bir nesir kolundan bahsediyoruz.
15. Yüzyıl :
Osmanlı tarihi hakkında ilk Türkçe eser, şair Ahmedi’nin 15. yüzyıl
başlarında yazdığı “Dastan-ı Tevarih-i Muluk-ı Al-i Osman” adlı manzum
tarihidir.
İbni Arap Şah : Timur zamanını yazmıştır. Yazıcızade Ali :
Bir “Seçukname” yazmıştır. Fatih zamanında : Behişti, “Tarih-i Ali
Osman”, Emveri : “Düsturname” , Oruç Bey : “Tevarih-i Ali
Osman” ve İdrisi Bitlisi : “Heşt Behişt” adlı (Farsça) tarihleri
yazmışlardır. Karamanlı Mehmet Paşa’nın “Tevarih üs-selatin ül Osmaniye”
adlı Farsça tarihi 1480’de Türkçe’ye çevrilmiştir. Bayatlı Mehmet oğlu
Hasanın “Cam-ı Cen-Ayin” adlı tarihi 1482’de kaleme alınmıştır. Bu yüzyılın
Türkçe olarak en önemli tarihi, Aşıkpaşazadenin “Tevarih-i Ali Osman”ıdır.
(1478) Fatih Sultan Mehmet zamanında devletin resmi tarihini yazdırmak için
Şehnamecilik denen saray tarihçiliği kurulmuştur. İlk Şehnameler manzum,
daha sonra nesir karışık yazılmıştır.
16. Yüzyıl :
Tarihi eserler yönünden zengin. Bu yüzyılda Şehnamecilik devam
etmiştir. Yavuz Selim’in fetihlerini yazan Fetullah Çelebi’nin eseri ile
Eflatun’un “Hünername”si bu şehnamelerin en iyileridir. Ünlü tarihçiler
arasında : “Tacüttevarih” adlı eseri ise Hoca Sadeddin Efendi;
“Künhülahbar”ıyla Gelibolu’lu Ali; “Selanigi Tarihi” diye meşhur eseriyle
Selanikli Mustafa vardır.
17. Yüzyıl :
Bu yüzyılda büyük tarihçiler ve tarih nesri bölümüne konulacak
ustalar yetişmiştir. Fatih’in kurduğu Şehnamecilik töresi vakanüvislik diye
yeni bir isim almış ve önemli bir saray memurluğu sayılmıştır. Vakanüvislik
1663’te Abdurrahman Paşa ile başlamıştır.
Bu asır içinde sayamayacağımız yazarların hepsi tarihçi değildir.
Bazısı düşünce ve ilim, bazısı da seyahat alanında tanınmıştır. Fakat hepsi
eserlerinde tarih ruhu taşıdıkları ve tarih nesrinin ortak özelliklerini
kullandıkları için bu bölüme alındılar.
Başlıca tarihçiler : “Peçervi Tarihi” ile meşhur Peçevi İbrahim
Efendi ile “Ravzatülebrar” sahibi Karaçelebizade Abdülaziz’dir.
Tarih nesri içindeki tanıdığımız ünlü yazarlar : “Risalesiyle meşhur
Koçi Bey, büyük ilim adamımız, Katip Çelebi ve ünlü seyahat yazarımız Evliya
Çelebi’dir.
18. Yüzyıl :
Bu yüzyılda sanatlı tarih anlayışının en büyük yazarları
yetişmiştir. Bunların başında değeri tarihi ile Naima gelir. Bundan başka
Naima Tarihine ek olarak Raşit’in yazdığı “Raşit Tarihi” ve ona ek olarak
Çelebizade Asım’ın “Asım Tarihi”, Silahtar Fındıklılık Mehmet “Silahtar
Tarihi” ve Fındıklılık Süleyman’ın “Mirüttevarih” adlı eseri vardır. Bu
yüzyıl sonunda tarih nesrine bağlayacağımız ünlü “Sefaretname” sahibi
Yirmisekiz Çelebi Mehmet’tir.
19. Yüzyıl :
19. yüzyıl başından hatta Tanzimat’ın ilanından sonra da edebi
tarihçilik ve vak’anüvislik geleneği sürüp gitmiştir. Ünlü vak’anüvisler
arasında Mütercim Asım, Şanizade Ataullah, Esat Efendi ve Recai Efendi
sayılabilir. Bu yüzyılın ikinci yarısında (1855) Ahmet Cevdet Paşa’yı bir
bakıma eski tarih geleneğimizin son büyük temsilcisi, bir bakıma da
Türkiye’ye ilmi tarih çığırının öncüsü sayabiliriz.
Ana Sayfa
|