|
|
www.gramerimiz.com
Dönemlere Göre Nesir
TÜRK NESRİNİN
SAFHALARI
Türkçenin ilk yazılı örnekleri (mensur)
Köktürk yazıtlarıdır. Uygur lehçesi ile de mensur kitaplar yazılmıştır.
Fakat Uygurlardan sonra, uzun bir süre, doğu ve batı Türkçelerinde mensur
eserler yazılmamış veya (yazılmışsa) ele geçmemiştir.
Ancak 13. yüzyıldan sonra doğu ve batı Türk edebiyatlarında nesrin
gelişmeye başladığını görüyoruz.
9. yüzyıldan 14. yüzyıla kadar mensur eserler yazılmayışının türlü
sebepleri olabilir. Bunları üç nedene bağlayabiliriz.
1. Bu beşyüz yıl içinde
atalarımız sürekli değişiklik ve hareket içinde olmuşlardır. Orta Asyadan
Batıya göçmüşler Anadolu’ya yerleşmişler. Nice medeniyetlere deyinmişlerdir.
Bu göçler sırasında, zengin bir folklor ve birçok manzum eserler meydana
gelmiş ama mensur kitaplar yazılamamıştır. Belki yazılanlar kaybolmuştur.
Nesrin daha çok düşünceye, tefekkürü hazırlayan kültüre ise yerleşme ve
huzura bağlı olduğu unutulmamalıdır.
2. Türkler bu göçler sırasında
İslamlığı benimsemişler ve Fars edebiyatı ile temesa gelmişlerdir. Yeni
dinin ve yeni kültürün getirdiği Arapça ile Farsça aydınlarımıza çekici
görünmüş, işlenmemiş bir Türkçe ile yazmaktansa bu çok işlek diller ile
yazıp söylemeyi daha kolay bulmuşlardır. Bu yüzden yazarlarımız ve
şairlerimizin çoğu İran şiirinin ve Arap nesrinin gelişmesine yardım
etmişler fakat, “kara budun” arasında bütün canlılığıyla yaşayan Türkçe’nin
lezzetine erememişlerdir.
Bu sonuç üzerinde Türklerin, müslüman olmaları dolayısıyla eski
kültürlerinden ve kitaplarından büsbütün kopmuş bulunmalarının tesirini de
unutmamak gerekir. Çünkü “hak dini” olan İslamiyet, onları tabiatla ve
putlarla ilgili eski dillerini batıl, yasak sayıyor, onlarla ve o dinlerin
verimi olan kitaplarla uğraşmak günah sayılıyordu.
Kaşgarlı Mahmut gibi milliyetçi bilginlerin çabaları da kendilerini
yabancı kültüre kaptıran bu aydınların görüşlerini değiştirememiştir. Büyük
Selçuklular ve Anadolu Selçukluları zamanında Türk aydınları, şiirlerini
Farsça ve düşüncelerini Arapça yazmışlardır. Hepsi Türk soyundan olan
sultanlar ve hakanlar da halkı tanımayan o köksüz aydınların etkileriyle
milli sanat ve tefekkürü tutmayıp yabancı kültürü korumuşlardır.
3. Sultanların ve devlet
adamlarının ana dile ve yerli edebiyata bu ilgisizlikleri, Türkçe’yi
devletlerin resmi dili olmaktan çıkararak köylülerin konuştuğu bir kabile
dili haline getirdi. Bu yüzden fermanlar yazışmalar, tarihler, yıllıklar
Farsça ve Arapça’ydı. Köktürk, Uygur ve Karahanlılar devletlerinde resmi dil
Türkçe olduğu için manzum nesir ilerleyebilmiştir.
Türkçe’yi yabancı diller önünde eriten bu ilgisizliğe karşı zaman
zaman bazı tepkiler olmakla birlikte 13. yüzyılda Fars, Arap dillerin
kapılmamış olan Anadolu beyleri bu konuda daha şuurlu bir görüşe sahiptiler.
Türkçe’nin edebi dil olmasında tasavvuf erlerinin, şeyhlerin, gazi
erenlerin de büyük hizmetleri olmuştur. Tasavvuf görüşlerini halka yaymak
için mensur Türkçe eserler, şerhler, nasihatnameler, tevsirler meydana
getirmişlerdir.
Ana Sayfa
|