|
|
|
www.gramerimiz.com
Son Sürat Dolaşın İnternette...!
A
B
C
Ç
D
E
F
G
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
Ö
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Bu sayfayı Sık Kullanılanlara Ekle
M
Maaşa geçmek: Aylığa geçmek, çalıştığı yerden ücret almaya
başlamak."Maaşa geçtiği günün ertesinde onu işten çıkardılar."
Madalyanın ters (öteki) yüzü: Olumlu bir olay, iş ya da durumun
düşünülmesi, hesaba katılması gereken olumsuz yönü.
Madik atmak: Hile, düzen ve oyunla aldatmak; dolap çevirmek."Ona
kolay kolay kimse madik atamaz."
Mahalle karısı: Kaba, terbiyesiz, görgüsüz, kavgacı kadın.
Mahalleyi ayağa kaldırmak: Bağırıp çağırarak, gürültü kopararak konu
komşuyu rahatsız etmek, telâşlandırmak."Bağırıp durma öyle, mahalleyi
ayağa kaldıracaksın."
Mahkemelik olmak: Kavga veya anlaşmazlık sonucu mahkemeye
düşmek."Bu gidişle mahkemelik olacağız galiba."
Mahşer midillisi: Kısa boylu, fitneci kimse.
Mahşer gibi: Çok kalabalık."Meydan mahşer gibiydi."
Makaraları koyvermek: Kendini tutamayıp kahkahayla gülmeye
başlamak, uzun uzun gülmek."Yüzükoyun çamura düşen arkadaşını görünce
makaraları koy verdi."
Makas almak: Birinin yanağını orta parmakla gösterme parmağı
arasında sıkmak.
Mal bulmuş mağribi gibi: Büyük bir zenginliğe kavuşmuşcasına büyük
sevinç ve coşku ile.
Mal etmek: 1. Bir malı hakkı olmadığı hâlde kendisininmiş gibi
göstermek veya saymak. 2. Bir mala, bir değer karşılığında sahip
olmak."O tarlayı kendisine mal etmesine göz yummayacağım."
Malın gözü: 1. Aşağılık ve düzenci kimse. 2. İffetsiz. 3. İyi
mal.
Mânâ çıkarmak: Yanlış bir yargıya varmak, bir söz ya da
hareketten kendine göre bir anlam çıkarmak."Öyle alıngandı ki her
sözümden bir mânâ çıkarıyordu."
Mânâ vermek: Kendine göre bir yargıya varmak, yorumlamak."Senin
bu davranışına bir mânâ veremiyorum."
Maneviyatı bozulmak: Moral gücü sarsılmak, kendine güveni
yitirmek, kendini güçsüz ve dirençsiz hissetmek."Düşmanlar, toplumumuzun
önce maneviyatını bozdular."
Mantar gibi yerden bitmek: Birdenbire ya da kendiliğinden ortaya
çıkmak."Adamlar mantar gibi yerden bitmişlerdi, bir anda etrafımızı
sarıverdiler."
Maraza çıkarmak: Anlaşmazlığa yol açacak işler yapmak, kavgaya
yol açmak.
Martaval atmak: İnanılmayacak şeyler uydurmak, yalan
söylemek."Amma da martaval atıyordu adam."
Mart içeri pire dışarı: Birbirinden hoşlanmayan iki kişiden biri
gelince ötekinin dışarı çıkışını anlatmak için kullanılır.
Masal okumak: İnandırıcı olmayan, oyalayıcı ve avutucu sözler
söylemek."Bana masal okuma, olayın gerçek yüzünü anlat."
Maskara olmak: Gülünç hâllere düşmek, alay konusu olmak."Kim
düşmanının maskarası olmak ister?"
Maskesi düşmek: Gerçek yüzü, kimliği, niteliği ortaya
çıkmak."Nihayet maskesi düştü, herkes onun ne mal olduğunu anlayacak."
Masrafa girmek: Çok para harcamak."Evi yaptılar ama çok da
masrafa girdiler."
Masrafı çekmek: Bir iş için gereken parayı ödemek, gideri
karşılamak."Yarınki gezide bütün masrafları Ahmet çekecekmiş."
Maşallahı var: Bir şey ya da kimsenin iyi durumda olduğunu
anlatmak için kullanılır."Adamın maşallahı var, hiçbir yoksulu geri
çevirmedi."
Maşası olmak: Sakıncalı bir işte, biri tarafından araç olarak
kullanılmak."İşverense işveren, onun maşası olamam ben!"
Mat etmek: 1. Satranç oyununda yenmek. 2. Bir tartışmada, karşı
tarafı söz söyleyemeyecek duruma getirmek."İleri sürdüğü kanıtlar ile
karşısındakileri kısa zamanda mat etti."
Matrak geçmek: Alay etmek, karşısındakiyle eğlenmek, dalga
geçmek."İnsanlarla matrak geçmeye bayılıyorsun."
Maval okumak: Tutarlı, inandırıcı olmayan, yalan sözler
söylemek."Kes sesini, maval okumandan bıktım artık!"
Mayası bozuk: Karaktersiz, kötü yaradılışlı, aşağılık (kişi)."Şu
mayası bozuk adamın çenesini kapayın, sesini duymak istemiyorum."
Maymun iştahlı: Kararsız, hevesi çabuk geçen; bugün şunu yarın
ötekini beğenen."Maymun iştahlılığı yüzünden başına olmadık işler
geldi."
Mekik dokumak: İki yer arasında durmadan gidip gelmek."Mağaza ile
ev arasında tam elli beş yıl mekik dokumuştu rahmetli."
Mendil açmak: Dilenmek.
Merak etmek: 1. Kaygılanmak. 2. Öğrenmek, anlamak isteği
taşımak."Merak etmeye başladım, bu saate kadar gelmeliydiler."
Merhabası olmak: Birisiyle selâmlaşacak kadar tanışıklığı,
yakınlığı bulunmak.
Merhabayı kesmek: Biriyle ilgiyi kesmek, arkadaşlığa son
vermek."Onunla merhabayı keseli epey zaman olmuştu."
Mesele çıkarmak: Üzüntü verecek, içinden zor çıkılacak, bir
anlaşmazlığa sebep olacak bir durum oluşturmak."Haydi, bir mesele
çıkarmadan çekip gidin buradan."
Mesken tutmak: Yerleşmek."Yarim İstanbul`u mesken mi tuttun!"
Meteliğe kurşun atmak: Parasız pulsuz kalmak, hiç parası
olmamak."Dün meteliğe kurşun atıyordu, ya bugün..."
Metelik vermemek: Değer vermemek, umursamamak, aldırış
etmemek."Onun gibilere metelik vermem mi diyorsun?"
Mevki sahibi olmak: Yüksek bir görevde, bir işte önemli bir
aşamada bulunmak."Mevki sahibi olmak için yıllarca çalışıp durdu."
Meydana çıkmak: 1. Görünmek. 2. Belli olmak. 3. Yetişmek,
büyümek, olmak."Korkak herif meydana çık da yüzünü görelim."
Meydana gelmek: 1. Olmak, oluşmak, vücut bulmak. 2. Ortaya
çıkmak."Olay akşam üzeri meydana geldi diyorlar."
Meydanı boş bulmak: Kendisine mâni olacak kimse bulunmadığı için
aşırı davranışlarda bulunmak, bir şeyden çekinmemek."Meydanı boş bulan
eşkıyalar ortalığı kasıp kavurmaya başlamışlardı."
Meydan okumak: Kavga ya da yarışmaya çağırmak, korkmadığını ve
çekinmediğini açıkça bildirmek."Bir an meydan okumayı içinden geçirdi,
sonra bundan vazgeçti."
Meydan vermemek: Olumsuz bir olay ya da durumun gerçekleşmesine
imkân ve zaman vermemek, engel olmak."Onların kavga etmesine sakın
meydan vermeyin çocuklar."
Mezhebi geniş: Namus konusunda gerekli olan titizliği
göstermeyen, kadın-erkek ilişkilerinde dini kaidelere aldırış etmeyen,
iffetsizliğe meydan veren, geniş davranan.
Mezar kaçkını: Çok zayıf, bitkin, güçsüz düşmüş kişi.
Mırın kırın etmek: Bir isteği yerine getirmemek için çeşitli
bahaneler ileri sürüp nazlanmak."Mırın kırın etmeyi bırak da yak şu
sobayı."
Mızıkçılık etmek: Bir oyunu ya da birlikte yapılan bir işi
çeşitli bahaneler ileri sürerek bozmaya çalışmak, razı olmamak.
Mide bulandırmak: 1. Kusacak bir duruma getirmek. 2.
Kuşkulandırmak."Çekil çabuk karşımdan, midemi bulandırıyorsun!"
Midesi bulanmak: 1. Kusacak gibi olmak. 2. İğrenmek, tiksinmek.
3. Kuşkulanmak."Yaptığınız iş, mide bulandırıcı bir işti!"
Mideye oturmak: Yenilen bir şeyin sindirim zorluğu vermesi.
Mihenk (taşı): Birinin değerini, ahlâkını anlamaya yarayan ölçüt.
Mim koymak: 1. (Bir şey) unutulmaması için işaret koymak. 2.
Önemli bularak üstünde durmak, dikkate almak, önemli şeyler arasında
saymak."Bu ata sözüne bir mim koy, dedi öğretmenim."
Minnet etmek: Boyun eğmek, yalvarmak."Ona buna minnet etmeden
yaşamak istediğimi biliyorsun değil mi?"
Moda olmak: Yaygın duruma gelmek, gözde olmak, beğenilir ve arzu
edilir olduğu için yapılır olmak."Saçları kısa kestirmek bu yıl moda
oldu."
Modası geçmek: Yaygın olmaktan çıkmak, önemini yitirmek."Bu
elbisenin modası geçti artık."
Mola vermek: Bir süre ara vermek; uzun süren yolculuğun,
çalışmanın, yürüyüşün yorucu etkisini atmak için bir süre
dinlenmek."Yarım saat sonra mola verecekler, onlara mola yerinde
yetişebiliriz."
Muhallebi çocuğu: Nazlı, el bebek gül bebek büyütülmüş,
dayanıksız, narin kimse."Senin gibi muhallebi çocuklarıyla iş yapamam
ben."
Mukabelede bulunmak: Karşılık vermek.
Mumla aramak: Çok istek ve özlemle aramak."O anneyi siz mumla
arayacak ama bir daha bulamayacaksınız."
Mum (gibi) olmak: 1. Yaramazlığı, hırçınlığı, uyumsuzluğu bırakıp
yola gelmek. 2. Razı olmak."Askerde onun da mum gibi olacağına eminim."
Muradına ermek: Dileği gerçekleşmek, çok istediği şeye
kavuşmak."İnşallah muradına erersin kızım."
Mümkün mertebe: Olabildiğince, yapabildiği kadar."Zararınızı
mümkün mertebe karşılama yoluna gideceğimizden emin olun lütfen."
Mürekkebi kurumadan: Bir şeyin yazılmasından çok kısa bir süre
sonra.
Mürekkebi kurumadan bozmak: Bir kararı, sözleşmeyi, anlaşmayı
yazılmasından kısa bir süre sonra bozmak.
Mürekkep yalamış: Az çok öğrenim görmüş, okuyup yazmış, belli bir
kültüre sahip olmuş kimse."Maval okumayı bırakın, biz de mürekkep
yalamışlardan sayılırız."
Mürüvvetini görmek (anne, baba için): 1. Özellikle evlâdının
evlendiğini, çoluk çocuk sahibi olduğunu görmek. 2. Çocuklarının
sevinçli günlerini görerek mutluluk duymak."Acaba çocuklarımın
mürüvvetini görecek miyim?"
Müslüman adam: Hak yemeyen, doğruluktan ayrılmayan, İslâm`ın
emirlerine uyan kimse."Müslüman adam, başı daima dik olan adamdır."
A
B
C
Ç
D
E
F
G
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
Ö
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
|