|
|
|
www.gramerimiz.com
Son Sürat Dolaşın İnternette...!
A
B
C
Ç
D
E
F
G
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
Ö
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Bu sayfayı Sık Kullanılanlara Ekle
Ş
Şad olmak: Sevinmek, mutlu olmak."Seni gördük, şad olduk."
Şafak atmak: Aniden önemli bir durumla karşı karşıya kaldığını
anlamak, bu sebeple tedirgin olmak."Onu yanımdan kovunca bende şafak
attı."
Şafak sökmek: Güneşin doğmaya başlamasıyla gece karınlığının
yavaş yavaş kaybolup ortalık aydınlanmaya başlamak."Şafak sökmeye
başlayınca yola çıkmaya karar verdiler."
Şaha kalkmak: 1. Atın ön ayaklarını yerden kesip arka ayakları
üstünde yerde durması. 2. Coşmak, kükremek, baş kaldırmak."Azgın at şaha
kalkarak binicisini sırtından yere attı."
Şaka gibi gelmek: Bir türlü inanamamak."Bütün olup bitenler şaka
gibi geliyordu onlara."
Şaka götürmemek: 1. Şakadan hoşlanmamak. 2. Bir iş ya da durum
dikkatsizliğe, önemsenmemeye gelmemek."Bu iş şaka götürmez beyler,
dikkat edin!"
Şaka kaldırmak: Kendisine yapılan şakalara katlanmak, dayanmak.
Şaka maka (derken): "Ciddiye almıyor, ağırlığını duymuyor,
gerektiği gibi önemsemiyorduk ama sonunda gerçekten önem vermemiz
gerektiği ortaya çıktı" anlamında kullanılır.
Şakası yok: 1. Tehlikeli. 2. (O) hatır gönül tanımaz, gerekeni
yapar, ciddi bakar olaya."Şakası yok bu adamın, hemen buradan gidelim."
Şakaya getirmek: 1. Oldukça önemli, ciddi bir şeyi açıktan
söylemeyip şaka yollu söylemek. 2. Önemli bir meseleyi şaka yaparak
geçiştirmek."İşi şakaya getirip unutturmaya kalkma emi!"
Şakaya vurmak: Ciddî bir söz ve davranışı şaka yoluyla
geçiştirmek.
Şamar oğlanı: Herkesin hıncını aldığı, dövdüğü, çattığı,
söylendiği kimse."Yeter artık, şamar oğlanı olmaktan kurtar kendini!"
Şamata koparmak: Gürültü, patırtı yapmak.
Şapa oturmak: Güç bir duruma düşmek, çıkmaza girmek."Şimdi şapa
oturduk işte, yardım alacak kimse de yok ortalıkta."
Şart koşmak: Bir işin yapılmasını önceden bir şarta
bağlamak."Para almadan, vermeyeceğini şart koş ona."
Şeref vermek: Onurlandırmak, yapıp ettikleriyle övünç kaynağı
olmak.
Şerefini korumak: Onurunu, kişiliğini gözetmek.
Şeşi beş görmek: Yanlış görmek, görüşünde aldanmak."Şeşi beş
gördüm her hâlde."
Şeyhin kerameti kendinden menkul: Çok büyük işler yaptığını
belirtiyor ama bunu doğrulayacak ne kanıt ne de kimse var ortalıkta.
Şeytana uymak: Dinin emirleri dışına çıkmak, haram olan işlere
bulaşmak, doğru yoldan ayrılmak."Şeytana uyup da tekrar kumara
başlayacak diye korkuyorum."
Şeytan diyor ki!: "İçimden şu kötü işi yap, doğru yoldan ayrıl
eğilimi geçip duruyor" anlamında kullanılır."Şeytan diyor ki git şunu
bir güzel döv."
Şeytan dürtmek: Durup dururken uygunsuz, kötü bir davranışta
bulunmak."Güzel güzel oynarken arkadaşına vurup kaçtı, şeytan dürttü her
hâlde."
Şeytan görsün yüzünü: "Onunla hiç görüşmek, bir arada bulunmak
istemiyorum" anlamında kullanılır.
Şeytanın art bacağı: Çok afacan ve yaramaz (çocuk).
Şeytanın ayağını kırmak: 1. Aksiliği, uğursuzluğu yenmek. 2.
Herhangi bir sebepten ötürü yapamadığı bir şey yapmak."Haydi, şu
şeytanın bacağını kır da bize gel."
Şeytan kulağına kurşun: İyi bir durumdan, işten gidişten söz
ederken "Aman nazar değmesin, Allah kötülerin şerrinden korusun,
şeytandan uzak bulundursun." anlamında kullanılır.
Şeytanın yattığı yeri bilmek: Çok kurnaz ve açıkgöz olmak;
bilinmesi, hatırlanması güç şeyleri bilmek; pek çok şeyden haberdar
olmak."O ne tilkidir bilemezsin, şeytanın yattığı yeri bile bilir."
Şıp diye geçmek: Ansızın, birdenbire geçmek.
Şifayı bulmak (veya kapmak): Hastalanmak."Burnum akıyor, yine
şifayı kapacağız desene."
Şimdiden tezi yok: Hemen, hiç durmadan, hiç vakit
kaybetmeden."Şimdiden tezi yok, ne yapılacaksa yapılmalıdır."
Şimşekleri üzerine çekmek: Söz ve davranışlarıyla
çevresindekileri kızdırmak; rahatsız etmek; sert eleştirilerine,
saldırılarına hedef ve neden olmak."Boşu boşuna şimşekleri üzerine
çektin."
Şirazesinden çıkmak: Bozulmak, çığırından çıkmak, düzenini
yitirmek.
Şom ağızlı: Hemen her olayı kötüye yoran, kötü şeyler olacağını
söyleyen, ileri sürdüğü ihtimallerin gerçekleşmesinden korkulan
kimse."Milleti korkutup durma, kapa şu şom ağzını da rahatlayalım."
Şöyle bir: Üstünkörü, gelişigüzel, üzerinde durmayarak."Şöyle bir
baktım vitrindeki elbiselere"
Şöyle böyle: 1. Ne iyi ne kötü, orta derecede. 2. Hemen hemen,
aşağı yukarı, yaklaşık olarak."Şöyle böyle üç yıl oldu onunla
görüşemedik."
Şundan bundan: Belli belirsiz, önemsiz şeyler."Eh işte, şundan
bundan konuşup durduk."
Şunu bunu bilmemek: İtiraz dinlememek, mazeret kabul etmemek,
bahane istememek."Şunu bunu bilmem, yarın akşam sizi bekliyoruz."
Şunun şurası: Küçümseme, azımsama, yakın bir yer belirtmek
istendiğinde kullanılır."Şunun şurası on adımlık yer, gelmeyecek misin?"
Şüphe kurdu: Kişinin içini kemiren, onu tedirgin eden kuşku."Onu
arkadaşlarıyla birlikte gönderdim ama yine de içimi bir şüphe kurdu
kemirip duruyor."
A
B
C
Ç
D
E
F
G
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
Ö
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
|