|
|
|
www.gramerimiz.com
Son Sürat Dolaşın İnternette...!
A
B
C
Ç
D
E
F
G
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
Ö
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Bu sayfayı Sık Kullanılanlara Ekle
U
Ucu bucağı olmamak: Bir yer çok geniş, sonu yokmuş gibi
olmak."Kafamı kaldırıp şöyle bir baktım, ovanın ucu bucağı
görünmüyordu."
Ucu dokunmak: Bir işten biri zarar görür olmak, söylenen bir söz
birine zarar vermek."O çubuğu kıracağım fakat ucu sana dokunacak diye
kıramıyorum."
Ucunu kaçırmak: Çıkmaza girmek, denetimi elinden kaçırmak."İşin
ucunu kaçırdın, oldu mu ya?"
Ucu ortası belli olmamak: Bir işe, söze nereden başlanacağı
kestirilememek.
Ucunda bir şey olmak: Bir şeyde gizli bir amaç bulunmak."Bu
davranışının ucunda bir şey var ama anlayamadım."
Ucu ucuna: Ancak yetişecek kadar."İp ucu ucuna geldi."
Ucuz atlatmak: Güç ve tehlikeli durumdan az bir zararla
sıyrılmak."Ucuz atlattık, az kalsın uçuruma yuvarlanacaktık."
Uçan kuşa borcu (borçlu) olmak: Pek çok kişiye borçlu
olmak."Babanın uçan kuşa borcu varmış diyorlar, doğru mu?"
Uçan kuştan medet ummak: Pek sıkıntıda bulunup, bu sıkıntıdan
kurtulmak için her türlü çareye, olmadık yerlere başvurmak, yardım
istemek.
Uçsuz bucaksız: Çok geniş."Uçsuz bucaksız kırlarda dolaşmak
istiyordum."
Uçkuruna sağlam: Namuslu, iffetine bağlı.
Uç vermek: 1. Baş vermek (çıban). 2. Bitmek, sürmek (bitki). 3.
Gelişme, büyüme başlangıcı göstermek. 4. Bilinmeyeni açıklığa
kavuşturucu belirtiler ortaya çıkmak."İlk bahar geldi, dallar uç vermeye
başladı."
Ulu orta söz söylemek: Bir şeyin aslını bilmeden, düşünüp
tartmadan, çekinmeden, açıktan açığa konuşmak."Birden ayağa kalkıp ulu
orta söz söylemeye başladı."
Uma uma döndük muma: Umut edilen, beklenilen şeyler
gerçekleşmeyince hayal kırıklığına uğrayan, kötü durumlara düşen,
zayıflayıp gücünü yitiren insanlar için söylenir.
Umurunda olmamak: Aldırış etmemek, önem vermemek.
Ununu elemiş, eleğini asmış: Hayatta yapmak istediklerini yapmış,
geri kalan ömrü süresince artık yapacak önemli bir işi kalmamış kimseler
için söylenir.
Utancından yere geçmek: Çok utanmak, kimsenin yüzüne bakamayıp
sanki saklanacak yer aramak."Çok mahçup olmuştu, utancından yere geçmek
üzereydi."
Uyku bastırmak: Aşırı derecede uykusu gelmek, uyuma isteği
duymak."Yemekten sonra bir uyku bastırır, kafamı kaldıramazdım."
Uyku çekmek: Rahat ve huzurlu bir şekilde çok uyumak."Eve gidip
şöyle bir uyku çekeceğim."
Uyku gözünden akmak: Çok uykusu gelmek, göz kapakları
kapanmak."İki gündür yoldaydık, hemen hemen hiç uyumamıştık, uyku
gözlerimizden akıyordu."
Uykusu kaçmak: 1. Uyuması gerekirken herhangi bir sebepten ötürü
uyuyamamak. 2. Bir sorun yüzünden kaygılanmak, endişe duymak."Uykusu
kaçmış, yatakta bir o yana bir bu yana dönüp duruyordu."
Uykusunu almak: Gerektiği kadar uyumuş olmak."Epeydir yatıyorsun,
uykunu almış olmalısın."
Uyku tulumu: 1. Uykuyu çok seven kimse, çok uyuyan. 2. İçine
girilerek yatılan tulum biçimindeki yatak."Uyku tulumu sen de, çabuk
kalk!"
Uykuya dalmak: Rahat ve derin bir şekilde uyumak.
Uyur uyanık: Yarı uykulu."Uyur uyanık ayakta nöbet tutmaya çalışıyordu."
Uzağı (ileriyi) görmek: Gelecekte ne olacağını sezmek,
kestirmek."Dedem uzağı gören bir adamdı."
Uzaktan uzağa: 1. İlgisi pek az olan. 2. Çok uzaktan."Uzaktan
uzağa selâmlaşıyorduk işte."
Uzun boylu: 1. Boyu uzun olan. 2. Uzun süre. 3. Derinlemesine,
ayrıntılarıyla."Meselenin üzerinde öyle uzun boylu durmadık."
Uzun etmek: 1. Nazlanmak, sözünde direnmek. 2. Sözü uzatmak,
tartışmayı sürdürmek. 3. Aşırı gitmek."Haydi uzun etme de gel benimle!"
Uzun hikâye: Pek çok ayrıntıları bulanan, anlatması uzun sürecek,
anlatılmadan da anlaşılamayacak olan olay ya da konu.
Uzun lafın (sözün) kısası: Özetle, kısaca, sözü uzatmayarak."Uzun
lafın kısası, yazar gerçekçi olmalıdır."
Uzun uzadıya: Çok ayrıntılı olarak, en ince noktalarına
inerek."Meseleyi uzun uzadıya inceledik."
A
B
C
Ç
D
E
F
G
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
Ö
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
|