|
|
|
www.gramerimiz.com
Son Sürat Dolaşın İnternette...!
A
B
C
Ç
D
E
F
G
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
Ö
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Bu sayfayı Sık Kullanılanlara Ekle
Ü
Üç aşağı beş yukarı: Az bir farkla, az fazla ya da az eksik olmak
üzere, yaklaşık olarak."Üç aşağı beş yukarı anlaşırız, merak etme."
Üç buçuk atmak: Çok korkmak, korku içinde olmak, istenmeyen bir
durum olacak diye korkup durmak.
Üçe beşe bakmamak: Alışverişte fiyat konusunda küçük farkları
önemsememek, almak ya da satmak konusunda cimri davranmamak."İstediğini
üçe beşe bakma, mutlaka al."
Üç otuzluk: Yaşı hayli ilerlemiş (kimse).
Ümidini kesmek: Artık ummaz olmak, olacağını beklememek,
kavuşamayacağını anlamak."Ümidimi kestim iyice, kocam artık geri
dönmeyecek."
Ümitsizliğe düşmek: Gerçekleşmeyeceğine, olmayacağına
inanmak."Ümitsizliğe düşme bu kadar, belki geri gelir."
Ün kazanmak: Adı her yerde duyulmak, şöhreti herkesçe bilinir
olmak."O cihana ün salmış bir güreşçidir."
Üst baş: Kılık kıyafet, giyim kuşam."Üstüne başına hiç bakmaz ki
o."
Üste çıkmak: Suçlu olduğu hâlde suçsuz durumda olduğunu söyleyip
karşısındakini suçlamak."Bir an önce bu işten kurtulmak için üste
çıkmayı başarmalıyım diye geçirdi içinden."
Üstesinden gelmek: Becermek, üzerine aldığı işi başarmak,
yapmak."Hiç endişelenme sen, üstesinden gelecektir o işin."
Üste vermek: Fazladan ödeme yapmak."Üste bir milyon verdiler ama
bu arabayı değişmedim."
Üst perdeden konuşmak: 1. Üstünlük taslayarak konuşmak. 2. Çok
yüksek sesle konuşmak."Üst perdeden konuşmaya bayılır."
Üstü başı dökülmek: Kılık ve kıyafeti çok eski olmak, perişan
durumda bulunmak.
Üstü kapalı konuşmak: Açık, kesin ifadeler kullanmadan konuşup
dinleyenin kavrayışına bırakmak."Niçin üstü kapalı konuştuğunu bir türlü
anlayamıyordu."
Üstünde durmak: Bir işe önem vermek, o işle yakından ilgilenmek,
uğraşmak."Şu işin üstünde dur biraz, yoksa sonun kötü olacak."
Üstünde kalmak: Artırma ya da eksiltme sırasında onda kalmak. 2.
Suçlanmak."Onlar kaçıp gittiler, kabahat bizim üstümüzde kaldı."
Üstünden atmak: Başından savmak, bir şeyi ödev olarak kabul
etmemek, başkasını ilgilendirdiğini belirtmek."Bu iş senin, sakın
üstünden atayım deme."
Üstünden dökülmek: Bir giysi bol ve biçimsiz olmak, yakışmamak.
Üstünden (şu kadar zaman) geçmek: Aradan (şu kadar) zaman geçmek."Üstünden
şu kadar zaman geçmesine rağmen hâlâ borcunu ödemedi."
Üstüne almak: 1. Alınmak, bir hareketin kendisine karşı
yapıldığını sanarak kaygılanmak. 2. Bir görevi üstlendiğini kabul
etmek."Her sözü üstüne alma lütfen!"
Üstüne atmak: Kendi kaptığı bir suçu birine yüklemek."Camı kendi
kırdı ama suçu arkadaşının üstüne attı."
Üstüne basmak: 1. Yerinde bir fikir beyan etmek. 2. İyice
belirtmek."Üstüne basa basa anlat, baban çok mağdurmuş de!"
Üstüne bir bardak (soğuk) su içmek: O işten umudunu kesmek, o
işin olacağına inanmamak, parasını ya da malını almaktan
vazgeçmek."Verecek mi? Sen o paranın üstüne bir bardak soğuk su iç!"
Üstüne (üzerine) düşmek: 1. Bir şeyi elde etmek için çok
uğraşmak. 2. (Çocuğu) sevme ya da korumada çok ileri gitmek."Şu çocuğun
üstüne bu kadar düşmeyelim, şımardıkça şımarıyor, neredeyse başımıza
çıkacak."
Üstüne fenalık gelmek: Aşırı ölçüde sıkılmak, çok bunalmak.
Üstüne geçirmek: 1. Bir malın tapusunu kendi üzerine yazdırmak ya
da çıkartmak. 2. Bir çocuğu evlât edinmek, kendi nüfusunu
kaydettirmek."Evi üstüne geçirmiş dedem, doğru mu?"
Üstüne gelmek: Bir şey konuşulurken ya da yapılırken çıkagelmek.
Üstüne gül koklamamak: Sevdiği birinden başkasını sevmemek,
başkası ile ilişki kurmamak.
Üstüne (yatmak) oturmak: Hiç hakkı değilken başkasının malını
kendine mal etmek."Vakıf mallarının üstüne oturdu adam, nasıl yaptı,
vicdanı nasıl el verdi bilmiyorum."
Üstüne titremek: Pek fazla sevgi, özen göstermek; zarar gelmesin
diye itinalı davranmak."Öğrencilerinin üstüne böyle titreyen bir
öğretmen daha görmedim."
Üstüne toz kondurmamak: Bir şeyin kusur, eksiği olduğunu kabul
etmemek."Çocuğunun üstüne hiç toz kondurmuyor."
Üstüne tuz biber ekmek: Bir üzüntüyü, derdi, kusuru artıracak
durum oluşturmak.
Üstüne üstüne gitmek: 1. Bir konuda bir kimseye sürekli baskı
yapmak. 2. Güç bir şeyden yılmayıp, sonucu tehlikeli de olsa, çekinmeden
o şeyle uğraşmak."Biliyorum zor ama üstüne üstüne gitmelisin, ancak o
zaman başarabilirsin."
Üstüne varmak: 1. Bir şeyi yapmasını zorlayarak istemek. 2. Bir
kadın, evli bir erkekle evlenmek."Demek tükürdü sana; üstüne varma,
zorlama demedim mi sana?"
Üstüne yıkmak: 1. Kendi işlediği bir suçu başkasına yüklemek. 2.
Kendisinin de sorumlu olduğu bir işin ağırlığını başkasına
yüklemek."Evin geçim yükünü annenin üstüne yıkmışlar, sorumsuzca
yaşıyorlar."
Üstüne yürümek: Yıldırmak, korkutmak amacıyla saldıracakmış gibi
yapmak; ya da saldırmak."Öfkeyle delikanlının üstüne yürüdü."
Üvey evlât gibi tutmak (saymak) : Horlamak, haksızlık etmek, iyi
davranmamak, küçümsemek."Dokunma bana, beni hep üvey evlât gibi tuttun,
ne zaman yaklaştıysam sana köşe bucak kaçtın benden."
Üzüm üzüm üzülmek: Haddinden fazla, çok üzülmek."Anneciği üzüm
üzüm üzülüyor ama bir çare bulamıyordu."
A
B
C
Ç
D
E
F
G
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
Ö
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
|