|
|
|
www.gramerimiz.com
Son Sürat Dolaşın İnternette...!
A
B
C
Ç
D
E
F
G
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
Ö
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Bu sayfayı Sık Kullanılanlara Ekle
V
Vadesi gelmek (yetmek): 1. Ömrü sona ermek, eceli gelmek, ölmek. 2.
Süresi dolmak, ödeme zamanı gelmek."Vadesi geldi geçiyor ama senet
sahibi hâlâ ortalıkta görünmüyor."
Vakit geçirmek: Oyalanmak, bazı şeylerle meşgul olarak zamanın
geçmesini sağlamak."Top oynayarak vakit geçirebiliriz sanırım."
Vakit kazanmak: 1. Karşı tarafı oyalayarak zamanı uzatmak. 2. Bir
şeye ayrılan ya da harcanan zamanı uzatmak."Sen onu meşgul et ki hemen
yola çıkmasın, bu sayede biz de biraz vakit kazanmış oluruz."
Vakitli vakitsiz: Rastgele bir zamanda, gelişigüzel, uygun bir
zamanı gözetmeden."Vakitli vakitsiz gelip giderdi evine."
Vaktini almak: Epey zaman harcanmasını gerektirmek, başka bir işe
ayrılmış zamanı tutmak."Vaktini alıyorum ama başka çarem de yok."
Vaktini öldürmek: Zamanını yararsız, gereksiz, boş işlerle ya da
hiç iş yapmadan, boş yere geçirmek."Bu kazanç getirmeyen işle bütün
vaktini öldürecek misin yani?"
Vaktini şaşmamak: Tam zamanında."Vaktini şaşmaz o, göreceksin
şimdi gelecek."
Vara yoğa karışmak: Her şeye, üstüne lâzım olsun olmasın her işe
karışmak."Üvey annemin vara yoğa karışmasından bıkmış usanmıştım iyice."
Varlık göstermek: Beğenilir bir iş yapmak; kendini kanıtlayacak,
göze görünür bir görevini yerine getirmek; kendini göstermek."Oynadığı
ilk oyunda bir varlık gösteremedi."
Varlıkta darlık çekmek: Elinde her imkân olduğu hâlde bunlardan
yararlanamamak, sıkıntıya düşmek.
Vay canına!: Şaşma, öfke duygusunu dile getirmek için kullanılır.
Vebali boynuna olmak: Bir işin günahını yüklenmek.
Velveleye vermek: Gereksiz bir heyecana, telâşa düşürmek."Bir
anda ortalığı velveleye verdiler; bağırmaya, sağa sola koşmaya
başladılar."
Verip veriştirmek: Ağır sözler söylemek, ağzına ne gelirse
söylemek."Yüzüne karşı verip veriştirdi ama o tek kelime bile
söylemedi."
Veryansın etmek: Hiç insaf göstermeden, acımadan saldırmak;
ağzına geleni söylemek.
Vıcık vıcık: Sulu ve gevşek olmak, basıldığında ses
çıkarmak."Etraf vıcık vıcık çamurdu, yürüyemiyorduk."
Vıdı vıdı etmek: Söylenip durmak, hemen her şeyi eleştirip
beğenmediğini söyleyerek durmadan konuşmak, etrafındakileri rahatsız
etmek."Sus artık, vıdı vıdı edip kafamı şişirdiğin yeter."
Vız gelmek (vız gelip tırıs gitmek): Hiç önemsememek, aldırış
etmemek."Onun sözleri vız gelir bana, önce kendine söz geçirsin."
Viraneye çevirmek: Yakıp yıkmak, yıkıntı durumuna getirmek, harap
etmek."Beş gün geçmeden viraneye çevirdiler evi."
Voli vurmak: Haksız olarak kazanç elde etmek, vurgun vurmak.
Volta atmak: Bir aşağı bir yukarı dolaşmak, gidip gelmek."Canımız
sıkıldıkça avluda volta atıp dururduk."
Vur abalıya: Bütün yükün yumuşak huylu kişiye yüklenmesi; sessiz,
güçsüz kimsenin hırpalanması, hakkının çiğnenmesi durumunda karşıdaki
kişiye sitem yollu söylenir.
Vur dedikse öldür demedik ya!: Bir isteği, dileği yerine
getirirken aşırılığa kaçıp da işi berbat edene karış söylenir.
Vurduğu yerden ses getirmek: Eli ağır olmak, çok kuvvetli vurmak.
Vurdumduymaz Kör Ayvaz: Umursamaz, aldırmaz, duygusuz ve kayıtsız
kimse.
Vur patlasın çal oynasın: Aşırı zevk ve eğlence; aşırı zevk ve
eğlenceye düşkün kimsenin parasını bu yolda harcamasını anlatır."Vur
patlasın çal oynasın sabaha kadar tepinip durdular."
Vurucu güç: Çok etkin silâhlarla donatılmış, özel eğitim görmüş
askerî birlik."Ordu içinde vurucu bir gücün oluşturulması konusunda
fikir birliğine vardılar."
Vücuda getirmek: Oluşturmak, meydana getirmek, var etmek."Bütün
bu canlıları Yüce Allah`tan başka kim var edebilir ki?"
Vücudunu ortadan kaldırmak: Öldürmek."Sabaha kadar adamın
vücudunu ortadan kaldırın, yoksa başımıza çok iş açacak."
A
B
C
Ç
D
E
F
G
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
Ö
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
|