|
TÜRK DİLLERİ AİLESİ
Prof. Dr.
Talat TEKİN 1. Dünya Türk dilbilimi çevreleri ile Hacettepe Üniversitesi'nin ve Türk Dil Kurumu'nun görüşü (dil), 2. Ankara Üniversitesi'nin görüşü (lehçe), 3. İstanbul Üniversitesi'nin görüşü (Çuvaşça ile Yakutça lehçe, öbürleri şive). Acaba bu üç ayrı görüşten hangisi doğrudur ve dilbilimi verileri ile bağdaşır? Türk dilleri, gerçekten, akraba fakat ayrı ve bağımsız birer dil midir, yoksa, bizde genellikle savunulduğu gibi, tek bir dilin lehçeleri, hatta "şive"leri midir? Başka bir deyişle, bugün, başlı başına bir dil ailesi oluşturan birçok Türk dilleri mi, yoksa birçok lehçe ve "şive"leri olan tek bir Türk dili mi vardır? Bu yazıda, Türk dilbilimi verilerinin ışığında ve modern dilbiliminde kullanılan ölçütleri uygulayarak, bu sorulan yanıtlamaya ve konuyu aydınlatmaya çalışacağız. Önce şunu belirtelim ki İstanbul Üniversitesi'nce
ısrarla kullanılan şive sözü dil ya da konuşma türlerini adlandırmada ve dil
sınıflandırmalarında yeri olmayan yanlış bir deyimdir. Dilbilimi, bilindiği
gibi, şu konuşma türlerini tanır: idyolekt (tek bir kişinin konuşma
alışkanlıklarının tümü; birey diyalekti), ağız (birbirine benzer idyolektler
toplamı; Alm. Mundart, Rus. govor), lehçe ya da diyalekt (birbirine benzer
ağızlar toplamı), dil (birbirine benzer diyalektler toplamı). Küçükten
büyüğe doğru yapılmış bu sıralamada şive'nin yeri olamaz. Çünkü şive sözü
Türkçemizde "lehçe" ya da "diyalekt" anlamında değil, "söyleyiş" (telaffuz)
ya da "konuşma tarzı" anlamında kullanılır: Türkçeyi Amerikan şivesiyle
konuşmak, Karadeniz şivesi, Rum şivesi, vb. gibi. Bu örneklerden de
anlaşıldığı gibi, şive bir dilin yalnızca farklı söylenişini belirleyen bir
deyimdir. Şive'yi şöyle tanımlayabiliriz: "Şive, bir dilin bir bölge
halkına, yabancı bir ulusa ya da ethnic gruba özgü söyleniş biçimidir."
Şive, bu anlamıyla, ancak Fransızca asıllı aksan sözünün karşılığı ve onun
anlamdaşıdır. Bu anlamdaki bir sözün dil ya da konuşma türlerini
adlandırmada ve dil sınıflandırmalarında kullanılamayacağı açıktır. Şive deyiminin dil sınıflandırmalarındaki yersizliğini
ve yanlışlığını böylece belirttikten sonra lehçe ya da diyalekt deyimine,
Türk dillerinin diyalekt sayılıp sayılamayacağı sorusuna geçebiliriz. Hemen
belirtelim ki dil ile diyalekt arasındaki ayrımın saptanması dilbiliminin
çözülmesi oldukça güç sorunlarından biridir. Bu iki deyim öteden beri o
kadar çok ve çeşitli anlamlarda kullanılmıştır ki bunların gerçek anlamları
ve aralarındaki ayrım üzerinde genel bir anlaşmaya varmak olanaksız gibidir.
Bununla birlikte, belirli bir dil ya da dil ailesi göz önünde tutulursa, iki
konuşma türünden hangisinin dil, hangisinin de diyalekt olduğu oldukça
belirgin bir biçimde ortaya konabilir. Dilbiliminde bir konuşma türünün dil mi yoksa diyalekt
mi olduğunu saptamak için kullanılan biricik dillik (linguistic) ölçüt
karşılıklı anlaşılabilirlik (mutual intelligibility) ölçütüdür. Bu ölçüt,
sıradan bir kimsenin dille ilgili şu yalın yargısına dayanır: "Aynı dili
konuşan" insanlar birbirlerini anlayabilirler, ya da ters olarak,
birbirlerini anlamayan insanlar "ayrı diller" konuşuyorlar demektir.
Rastgele seçilmiş ve karşı karşıya getirilmiş her ikisi de tekdilli
(monolingual) iki kişi düşünelim. Bunların her birinin yalnızca tek bir
idyolekti var demektir. Eğer bu iki kişi günlük konularda hiç güçlük
çekmeden anlaşabiliyorlarsa bunların idyolektlerinin karşılıklı
anlaşılabilir olduğu yargısına varırız. Tersine, eğer bu iki kişi
birbirlerini hiç anlamıyor iseler bunların idyolektleri arasında karşılıklı
anlaşılabilirlik yoktur deriz. Birinci durumda iki kişi aynı dili ya da
diyalekti konuşmaktadırlar; ikinci durumda ise bu iki kişi iki ayrı dili
konuşuyorlar demektir. Doğal olarak, konuşup anlaşmak için karşı karşıya gelen
ya da getirilen iki kişinin idyolektleri her zaman böyle kesin bir sonuç
vermez. Bu iki kişi birbirlerini arasıra, şu ya da bu derece bir güçlükle
anlıyor olabilirler. O zaman yapılacak iş bu iki kişinin idyolektleri
arasındaki karşılıklı anlaşılabilirlik oranını saptamaktır. Bu oran şöyle
saptanır: Karşı karşıya getirilen iki ayrı dil ya da diyalekt temsilcisine
daha önce kaydedilmiş cümleler dinletilir ve deneklerden anlayabildikleri
cümleleri kendi diyalektlerine ya da bildikleri üçüncü ortak dile
çevirmeleri istenir. Bundan sonra deneklerin anlayabildikleri cümlelerin
ayrı ayrı yüzdesi saptanır. Daha sonra da bunların ortalaması alınarak iki
dil ya da diyalekt arasındaki karşılıklı anlaşılabilirlik oranı bulunur.
Amerikalı dilciler, Amerika yerlilerinin dil ve diyalektlerini saptamada bu
yöntemi kullanmışlar ve başarılı sonuçlar almışlardır. Örneğin, Orta
Algonquian diyalekt temsilcileri arasında yapılan bir deneyde Kickapoolarla
Sauk-Foxlar arasındaki karşılıklı anlaşılabilirlik oranı % 79, Shawneelerle
Kickapoolar arasındaki % 6, Shawneelerle Sauk-Foxlar arasındaki ise % 2
olarak saptanmıştır.6 Bu sonuçlar, bu konuşma türlerini bilen herkesin
beklentilerini doğrulamıştır. Nitekim, Kickapoo ile Sauk-Fox tek bir dilin
birbirine yakın diyalektleri sayılır; Shawnee ise ayrı ve bağımsız bir Orta
Algonquian dili olarak kabul edilmektedir. Aynı yöntemi Türk dilleri ailesinin dil ve diyalektleri
arasındaki karşılıklı anlaşılabilirlik oranını saptamak için de
kullanabiliriz. Ancak, Çuvaşça, Yakutça, Tuvaca, Hakasça, Altayca vb. gibi
dillerin temsilcilerini ya da konuşurlarını Türkiye'de bulmak olanaksız
olduğundan sözlü ve iki yanlı bir deney yapabilecek durumda değiliz. Bizim,
bugün için yapabileceğimiz deney ancak yazılı ve tek yanlı, başka bir
deyişle, öbür Türk dillerinden Türkçeye, bir deney olacaktır. Ayrıca, bu
yazının oylumunu artırmamak için, bu tek yanlı deneyi, her Türk dil ya da
diyalektinden seçilmiş onar cümlelik örneklerle yapacağız. Deneyimize
Türkçeden ve öbür Türk dillerinden çok farklı olan Çuvaşça ve Yakutça ile
başlıyoruz. I. Çuvaşça-Türkçe
deneyi
1. Vírenekensem şkula kayrí = Öğrenciler okula gittiler. 2. Kíneke sítel inçe vırtat = Kitap, masa(nın) üstünde duruyor. 3. Vìl layìh í tìvat = O iyi iş yapar. 4. Yìmìka valli kìrantaş iltím = Kız kardeş(im) için kurşun kalem al- dım. 5. Ìna stena haaçín redkollegine suylarí = Onu duvar gazetesinin yazı kuruluna seçtiler. 6. Mana pír uyìha otpusk paçí = Bana bir aylık izin verdiler. 7. Mín akatìn avna vıratìn = Ne ekersen onu biçersin. 8. Kíneke vulani usìllì = Kitap okumak faydalı(dır). 9. Tabak turtnine siyenlí teí = Tütün içmenin zararlı olduğunu söylüyorlar. 10. Çul şıvra putat, mínşín tesen vìl şıvran yıvìr = Taş suda batar, çünkü (harf. "niçin dersen") o, sudan ağır(dır). Yukarıdaki Çuvaşça cümleleri Türk dilbilimi öğrenimi
görmemiş, Çuvaşça öğrenmemiş bir Türk'ün anlayamayacağı açıktır. Türkçe
bilmeyen bir Çuvaş'ın da bu cümlelerin Türkçe karşılıklarını
anlayamayacağını kesinlikle ileri sürebiliriz. O halde, Çuvaşça ile Türkçe
arasındaki karşılıklı anlaşılabilirlik oranı sıfırdır ve bunlar iki ayrı
dildir diyeceğiz. Gerçek de budur. Çuvaşlarla anlaşmak isteyen bir Türk
Çuvaşçayı, yabancı bir dil öğrenir gibi, çalışıp öğrenmek zorundadır. Aynı
şekilde, Türklerle anlaşmak isteyen bir Çuvaş da, çalışıp Türkçeyi
öğrenmedikçe, bu isteğini gerçekleştiremez. Şu var ki Çuvaşça ile Türkçe
akraba diller olduklarından biçimlik (morphological) ve sözdizimlik
(syntactic) yapıları hemen hemen aynıdır. Bu bakımdan, bir Türk Çuvaşçayı,
bir Çuvaş da Türkçeyi, akraba olmayan bir dili öğrenmek için sarfedecekleri
süreden daha kısa bir süre içinde, başka bir deyişle, daha kolay ve çabuk
öğrenebilir. Burada, Çuvaşça ile Türkçedeki denktaş (cognate)
sözlerin her iki dilin söz dağarcığını öğrenmede kolaylık sağlayacağı
düşüncesi akla gelebilir. Hemen belirtelim ki bu pek az birkaç söz için
doğrudur. Örneğin Çuv. pír = Tü. bir, Çuv. mana = Tü. bana, vb. gibi.
Çuvaşçanın atası olan Ana Çuvaşça ya da Ana Bulgarca, Ana Türkçeden o kadar
eski bir tarihte ayrılmış ve bu sözler o kadar farklılaşmıştır ki Türk
dilbilimi öğrenimi görmemiş bir Türk ya da Çuvaş bu denktaş sözleri ayırt
edemez. İşte birkaç örnek: Çuv. hír = Tü. kız, Çuv. tìvar = Tü. tuz, Çuv.
pìr = Tü. buz, Çuv. çul = Tü. taş, Çuv. ilt- = Tü. işit-, Çuv. pillík = Tü.
beş, Çuv. pu = Tü. baş, Çuv. ura = Tü. ayak, Çuv. hur- = Tü. koy-, Çuv. ul
= Tü. yol, Çuv. un- = Tü. yan-, Çuv. ü = Tü. saç, Çuv. pur = Tü. var,
Çuv. par- = Tü. ver-, Çuv. yun = Tü. kan, Çuv. yur = Tü. kar, Çuv. yul- =
Tü. kal-, vb. gibi. Sesçe birbirlerinden bu denli farklı denktaş sözlerin,
özel olarak öğrenilmedikçe, tanınamayacağı ve ayırt edilemeyeceği açıktır. Bundan önce yayımlanan bir yazımda "Türkçe ile Çuvaşça,
Yakutça vb. arasındaki fark en az İngilizce ile Almanca arasındaki fark
kadardır, hatta ondan daha büyüktür" demiştim.7 Bu düşüncemi, yeri
gelmişken, burada örneklerle kanıtlamak isterim. İngilizce ile Almancadaki
denktaş sözler, gerçekten, birbirlerine daha yakındır. İşte birkaç örnek:
İng. daughter [dô´tır] = Alm. Tochter [tóhtır] "kız", İng. ice [ays] = Alm.
Eis [ays] "buz", İng. stone [stôn] = Alm. Stein [ştayn] "taş", İng. hear
[hïr] = Alm. hören [höö´rın] "işitmek", İng. foot [fut] = Alm. Fuß [füs]
"ayak", İng. give [giv] = Alm. geben [gê´bın] "vermek", İng. seven [sevın] =
Alm. sieben [zï´bın] "7", İng. blood [blad] = Alm. Blut "kan",İng. five
[fayv] = Alm. fünf "5", İng. sea [sï] "deniz" = Alm. See [zê] "göl", vb.
gibi. İngilizce-Almanca denktaş sözlerin bu çok daha yakın benzerliklerine
rağmen, hiçbir Hint-Avrupa dilcisi Almancanın İngilizcenin bir diyalekti
olduğunu, ya da bunun tersini, kabul etmez, edemez. Aynı şekilde, hiçbir
gerçek Türk dilbilimcisi de Çuvaşçayı Türkçenin ya da başka bir Türk dilinin
diyalekti sayamaz. Tümtürkçü eğilimlerin bilimde yeri yoktur ve
olmamalıdır. 1970 sayımlarına göre 1.694.000 kişi tarafından
konuşulan Çuvaşçanın iki diyalekti vardır: Anatri (Aşağı) ve Viryal (Yukarı)
diyalektleri. Yazı dili Aşağı diyalekt üzerine kurulmuştur. Yukarı diyalekt
yazı dilinden şu farklarla ayrılır: 1) İlk hecede /u/ yerine /o/ bulunması:
por "var" (yazı dilinde pur), porìn- "yaşamak" (yazı dilinde purìn- = Tü.
barın-), vb., 2) Ünlü uyumunun daha yaygın olması: yal-sam "köyler" (yazı
dilinde yal-sem), çol pak "taş gibi" (yazı dilinde çul pek), vb., 3) Sözlük
farklar. II. Yakutça-Türkçe
deneyi
1. Olorbuttâğar ülelêbit orduk = Çalışmak oturmaktan (harf. "oturmaktan çalışmak") daha iyi(dir). 2. Min ubayım saha oskuolatığar bâr = Benim ağabeyim Yakut okulundadır. 3. Bihigi at mïnen barıahpıt = Biz at(a) binip gideceğiz. 4. Haydah oloroğut? = Nasılsınız? (harf. "Nasıl yaşıyorsunuz?") 5. En olus türgennik sañarağın = Sen çok hızlı konuşuyorsun. 6. Min sahalì kıratık öydüübün = Ben Yakutça(yı) biraz anlarım. 7. Bihigi sarsıarda erde turabıt = Biz sabahleyin erken kalkarız. 8. İti oğo tüün ıtìr = O çocuk gece(leri) ağlar. 9. Miehe sıttık hâta uonna holuoha nâda = Bana yastık kılıfı ile galoş gerek. 10. Bu son sieğe olus kılgas = Bu ceket(in) yen(leri) çok kısa. Yukarıdaki Yakutça cümleler ve Türkçe karşılıkları
açıkça göstermek- tedir ki Yakutça ile Türkçe arasında da karşılıklı
anlaşılabilirlik yoktur. Bu, at vb. gibi kimi sözlerin Yakutça ile Türkçede
ortak olmasının karşılıklı anlaşabilmeye yetmeyeceği açıktır. Olor- (otur-),
orduk (artık), bâr (var), bihigi (biz), sıttık (yastık) vb. gibi denktaş
sözlerin Yakutçaları o denli farklıdır ki bunları kestirebilmek
olanaksızdır. O halde Yakutça da bir lehçe ya da diyalekt değil, akraba
fakat ayrı ve bağımsız bir dildir. Bazı Türk dili bilginleri, örneğin Nemeth ve Arat, Ana
Türkçedeki sözbaşı /y/ foneminin Yakutçada /s/ye Çuvaşçada da öndamaksıl
(palatal) // fonemine dönüştüğüne bakarak, bu iki dil arasında bir yakınlık
olduğunu savunmuşlardır. Ancak, bu kadarcık bir benzerliğin Yakutça ile
Çuvaşça arasında bir anlaşılabilirlik sağlayamayacağı açıktır. Ana Türkçede
/y/ fonemi ile başlayan sözler, Yakutça ile Çuvaşçadaki başka önemli seslik
değişmeler sonucu, birbirlerinden çok farklı bir duruma gelmişlerdir.
Örneğin Çuv. ul = Yak. suol "yol", Çuv. uk = Yak. suoh "yok", Çuv. ur =
Yak. sâs "ilkbahar" (Tü. yaz), Çuv. iççí = Yak. sette "7", vb. Yakutça ile
Çuvaşçanın birbirinden ne kadar farklı olduğunu birkaç cümle karşılaştırması
ile daha iyi anlayabiliriz: Çuv. Mínle purìnatìr? = Yak. Haydah oloroğut? "Nasılsınız?" Çuv. Manìn pu ıralat = Yak. Bahım ıalcar "Başım ağrıyor" Çuv. Ìta purìnatìr? = Yak. Hanna oloroğut? "Nerde oturuyorsu- nuz?" Çuv. Epí ku kilte purìnatìp = Yak. Min bu cieğe olorobun "Ben bu evde oturuyorum" Çuv. Esir ku ınna píletír-i? = Yak. Ehigi bu kihini bileğit duo? "Siz bu adamı tanır mısınız?" Çuv. Epí ku ınna layìh
píletíp = Yak. Min bu kihini üçügeydik bilebin "Ben bu adamı iyi tanırım". Yukarıdaki cümlelerden açıkça görüleceği üzere, Yakutça
ile Çuvaşça arasında da karşılıklı anlaşılabilirlik yoktur. Yakutça, 1970 sayımlarına göre, 296.000 kişi tarafından
konuşulur ve üç diyalekti vardır: 1) Nam-Aldan diyalekti (hatın "kadın",
serïn "serin; serinlik"), 2) Kangal-Vilyuy diyalekti (hotun, sörüün), 3)
Dolgan diyalekti (katun, serüün). Yakutistan'dan uzakta, Taymır'da konuşulan
Dolgan diyalekti, görüldüğü gibi, daha arkaik özellikler gösterir ve
Tunguzca sözlerle doludur. Yakut yazı dili Vilyuy diyalekti üzerine
kurulmuştur. Türk Dili, Cilt XXXVII, Sayı 318, Mart 1978
II
Bu yazı dizisinin birinci bölümünde Çuvaşça ve Yakutçayı Türkçe ile karşılaştırarak bu akraba dillerin Türkçeden ve birbirlerinden ne denli farklı olduklarını belirtmiştik. Dizinin bu bölümünde Türkçeyi öbür Türk dil ve diyalektleriyle karşılaştıracağız. III. Tuvaca-Türkçe deneyi 1. Siler kaynâr bar çor siler? = Siz nereye gidiyorsunuz? 2. Siler kaynâr-la çoruksay-dır siler, ınâr bar men = Siz nereye git- mek istiyorsanız (ben de) oraya gideceğim. 3. Çâşkın hûñdan kudupkan ışkaş çâp tur = Yağmur bardaktan bo- şanırcasma (harf. "kovadan dökülüyormuş gibi") yağıyor. 4. Uluğ hünde çılığ bolur bolza hemelêr bis = Pazar günü (harf. "bü- yük günde") (hava) sıcak olursa kayıkla gezeceğiz. 5. Sêñ-bile kadı çorup şıdavastır men, çüğe dêrge ajılım dozulbân = Seninle birlikte gidemem, çünkü işim bitmedi. 6. Küzêr bolzuñca çuğâlâr men = İstersen, anlatırım. 7. Ol duğayın bis düün çuğâlaşkan bis = o(nun) hakkında biz dün ko- nuşmuştuk. 8. Zavottuñ medêzi şağda-la edipken bolgaş ajılçınnar çana bergen = Fabrikanın düdüğü çoktan öttü ve işçiler (evlerine) döndü(ler). 9. Ol kiji bolgançok-la ârıp turgan bolza-da, eki öörenikçi çorân = O, genellikle sık sık hastalanıyor idiyse de, iyi (bir) öğrenci idi. 10. Büğü deleğeyde dayın küzêr
ulus çok = Bütün dünyada savaş iste- yen (hiçbir) ulus yok(tur). Yukarıdaki Tuvaca cümlelerle bunların Türkçe
karşılıklarından açıkça görüleceği üzere Tuvaca ile Türkçe arasında da
karşılıklı anlaşılabilirlik oranı sıfırdır. Bazı cümlelerde geçen ulus, kiji
(kişi), bis (biz), düün (dün) vb. gibi sesçe ve anlamca aynı ya da birbirine
yakın bir-iki sözün Tuvalarla Türklerin anlaşmalarını sağlayamayacağı
açıktır. Tuva dili ancak Sovyet devriminden sonra yazı dili
olabilmiş Türk diyalektlerindendir. 1959 sayımına göre 100.000 kişi
tarafından konuşulan Tuvacanın dört diyalekti vardır: Orta, Batı, Kuzey-Batı
ve Güney Batı diyalektleri. Yazı dili Orta diyalekt üzerine kurulmuştur.
500-600 kişi tarafından konuşulan ve bazı Sovyet Türkologlarınca Tofalarskiy
Yazık (Tofa dili) diye adlandırılan Tofaca da Tuva dilinin bir
diyalektidir. IV. Hakasça-Türkçe deneyi
1. Çılığ kün polar típ, pís niyik tonanıp algabıs = (Hava) ılık (harf. "ılık gün") olur diye, biz hafif giyindik. 2. Sin çí parçazıñ ma? = Sen de gidecek misin? 3. Kün sıhhannañ per, pís pis kilometr irt pargabıs = Güneş doğdu- ğundan (harf. "güneş çıktıktan") beri, biz beş kilometre yol almışız. 4. Hacan toğıstı tôssañ, pís sınıhtirga kilerbís = iş bittiği zaman (harf. "ne zaman işi bitirirsen"), biz denetlemeğe geleceğiz. 5. Ol mağa köp çahşı nime it salgan = O bana çok iyilik (harf. "iyi şey") etmiştir. 6. Sírerge par kilerge miníñ mâm çoğıl = Size gelmek için vaktim yok. 7. Min kirek knigalarnı tap algam = Ben gerek(li) kitapları elde ettim. 8. Anıñ üçün ahça tölirge ayastığ = Onun için para ödemek yazık (olur). 9. Ol şkolanı am dâ tôspan = O, okulu henüz bitirmedi. 10. Min sírerzer tañda kilerbín, nêke = Ben size yarın gelirim, belki. Bu Hakasça cümlelerin hiçbirisinin biz Türklerce
anlaşılamıyacağı açıktır. Bir Hakasın da bu cümlelerin Türkçe karşılıklarım
anlayamıyacağını kesinlikle söyleyebiliriz. O halde Hakasça ile Türkçe
arasındaki karşılıklı anlaşılabilirlik oranı da sıfırdır ve Hakasça da bir
diyalekt değil, akraba fakat ayrı ve bağımsız bir dildir. Bazı Türk dili
bilginleri, çok heceli sözlerin sonundaki /g/ fonemini korumuş oldukları
için, Tuvaca ile Hakasçayı bir gruba sokarlar. Bu doğru değildir. Çünkü
Tuvaca ile Hakasça pek çok seslik (phonetic) farklarla birbirlerinden kesin
olarak ayrılır: 1) Eski Türkçe /d/ fonemi Tuvacada korunduğu halde Hakasçada
/z/ye dönüşmüştür: Tuv. adak = Hak. azah ("ayak"), Tuv. bedik = Hak. pözík
"yüksek" (=Tü. büyük); 2) Eski Türkçe önses /ç/ fonemi Tuvacada /ş/ye,
Hakasçada ise /s/ye değişmiştir: Tuv. şap- = Hak. sap- "dövmek", Tuv. sın =
Hak. sın "gerçek"; 3) Eski Türkçe sonses /ş/ fonemi Tuvacada korunduğu halde
Hakasçada /s/ fonemine dönüşmüştür: Tuv. baş = Hak. pas "baş", Tuv. beş =
Hak. pis "5"; 4) Eski Türkçe ünlüler arası /ş/ fonemi Tuvacada /j/ye,
Hakasçada ise /z/ye değişmiştir: Tuv. kiji = Hak. kízí "kişi", Tuv. ejik =
Hak. ízík "kapı" (=Tü. eşik), vb. Bu gibi seslik farklara biçimlik
(morphological) ve sözlük (lexical) farklar da eklenince Tuvaca ile Hakasça
arasındaki karşılıklı anlaşılabilirlik oranı büyük ölçüde düşmüştür. Aynı
anlamdaki birkaç cümle bu iki dil arasındaki farkı daha iyi gösterecektir: Tuv. Kandığ amıdırap çor siler? = Hak. Haydi çurtağlapçazar? "Nasılsınız?" Tuv. Çüğe ınçâr algırıp tur sen? = Hak. Noğa idi hıshırçazıñ? "Niye öyle bağırıyorsun?" Tuv. Men öörenikser men = Hak. Min ügrenerge hınçam "Ben öğrenmek istiyorum" Tuv. Kaş harlığ siler? = Hak. Nince çastığzar? "Kaç yaşındasınız?" Tuv. Bejen harlığ men = Hak. İlíg çastığbın "Elli yaşındayım" Tuv. Kırgan dep sanattınar
eves siler = Hak. Apsah sanala çoğılzar "Yaşlı sayılmazsınız". Yukarıdaki cümleler Hakasçanın Tuvacadan biçimlik ve
sözlük bakım- larından da ne denli farklı olduğunu açıkça göstermektedir. Hakasça da Sovyet devriminden sonra yazı dili olmuştur.
1926'da düzenlenen ilk Hakas alfabesi Kiril asıllı idi. 1929'da bu alfabe
Latin alfabesi ile değiştirildi. 1939'dan sonra ise Hakasça yine Kiril
alfabesi ile yazılmağa başlandı. Kısa aralıklarla yapılan bu alfabe
değişiklikleri Hakasçanın yazı dili olarak gelişmesini biraz geciktirmişse
de bugün Hakas dilinde oldukça zengin bir edebiyat meydana gelmiştir. 1970 sayımına göre. 67.000 kişi tarafından konuşulan
Hakasçanın birçok diyalektleri vardır: Sağay, Kaç, Koybal, Beltir, Kızıl ve
Sor. Yazı dili Kaç ve Sağay diyalektleri üzerine kurulmuştur. V. Altayca-Türkçe deneyi
1. Avtomobil atka körö sürekey türgen barıp cat = Otomobil attan (harf. "ata göre") çok daha hızlı gider. 2. Turanıñ tıştında câş câp çat = Dışarıda (harf. "evin dışında") yağmur yağıyor. 3. Mege şkolgo bargalaktang ozo lozuñ biçip alar kerek = Okula gitmeden önce yazı(mı) yazmam gerek (harf. "Bana okula gitmeden önce yazı yazmak gerek"). 4. Añdap kuştap harar bolzoğor men kojo bararım = Ava gitmek niyetinde iseniz ben (de sizinle) birlikte gideceğim. 5. Ol onçozınañ ozo cortop oturdı = O, herkesten önce gitti. 6. Keçe eñirde bis kinodo bolgonıbıs = Dün akşam biz sinemada idik. 7. Bu biçik cûkta çıkkan = Bu kitap yakında çıktı. 8. Ol cürüminde köp cakşı ulus körgön = O, yaşamı boyunca birçok iyi insan görmüş(tür). 9. Nemelerdi turağa kiydirip salıñ! = Eşyaları eve taşıyın! 10. Nemeler kayırçakka battı = Eşyalar sandığa sığdı.
|