www.gramerimiz.com

 

                    Türk Edebiyatı Konu Anlatımı

 

    Sayfa  1    2    3    4    5    6    7    8    9    10    11    12    13    14    15    16

 

Genel olanın yerine özeli, tipin yerine gözalıcı olanı seçmişlerdir. Aşk, ölüm, tabiat en belli başlı konular olarak dikkat çeker

Bu akımda oyun türlerinden dram, edebiyat türlerinden de roman gelişmiştir

Başlıca temsilcileri:

            Victor Hugo (Sefiller. Notre Dame’in Kamburu, Cromwell, Hernani.......)

            J.Jack Rousseau (Emile, İtiraflar, Toplum Sözleşmesi)

            Goethe (Faust)

            Lamartine (Greziella)

            A. Dumas Pere (Üç Silahşörler, Monte Kristo Kontu)

            A. Dumas Fils (Kamelyalı Kadın)ıı

            Alfrede de Musset (şiirleriyle)

            Schiller (“Haydutlar” adlı dramı ve denemeleriyle)

            Lord Byron (Don Juan, diğer şiirleriyle)

            Chateaubrian

            Puşkin

            Shakespeare

            Stendhal (Romantizmden realizme geçmiştir)

            Balzac (Romantizmden realizme geçmiştir)

“Romantizm, ağlayan yıldız, inleyen rüzgar, ürperen gece, kendinden geçen çiçektir”.

                                                                                                          Musset

“Romanitzm, varlıkların olduklarından başka türlü olmadığına, olmayacağına üzülmektir”.

                                                                                                          A. Gide

TÜRK EDEBİYATINDA ROMANTİZM

Tanzimat edebiyatı dönemindeki ürünlerin çoğunluğu romantik akımın etkisiyle kaleme alınmıştır.

            Namık Kemal roman ve tiyatrolarıyla

            Ahmet Mithat, ilk romanlarıyla

            Recaizade Mahmut Ekrem, şiirleriyle

            Abdülhak Hamit, tiyatrolarıyla

REALİZM (GERÇEKÇİLİK)

19. yüzyılın ikinci yarısında romantizmin aşırı duygusallığına tepki olarak ortaya çıkmış bir akımdır.

1857 yılında Gustave Flaubert’in “Madame Bovary” adlı romanıyla, realizmin, romantizm karşısındaüstünlük sağladığı kabul edilmektedir.

Realizmde, duygu ve hayaller yerini, toplum ve insan gerçeklerine bırakır. Konular gerçekten alınır. Yaşanan ve gözlenen gerçek bütün çıplaklığıyla anlatılır. Bunun sağlanması için gerektiğinde anket gibi bazı sanat dışı yöntemlere bile başvurulmuştur.

Bu akımda, gerçeğin anlatılması için kişilerin psikolojileri, onların kişiliklerini etkileyen çevrelerinin tanıtımı, içinde bulundukları ortam ayrıntılarıyla verilir. Onun için de betimleme, realist yazarlarda en önemli anlatım biçimi olarak dikkat çeker. Yalnızca yaşananın anlatılmasına yönelen gerçekçiler, olaylar ve kişiler karşısında tarafsız davranırlar. Eserlerine kendi duygu, düşünce ve yorumlarını katmazlar. Yine, gerçek hayatın anlatılması esas olduğu için eserlerinde toplumun sıradan insanlarına rastlanır. Eserlerinde daha çok yaşamın olağan olaylarına yöneldikleri için çok basit bir konu bile ele alınıp işlenir.

Gerçekçi yazarların okuyucuyu eğitme gibi bir amaçları yoktur. Gözlem, araştırma ve belgelere dayanarak, yaşananı nesnel bir şekilde aktarmayı amaçlarlar.

Gerçekçi yazarlar, biçim güzelliğine çok önem vermişler, dilde ve anlatımda süsten, özentiden kaçınmışlardır.

Başlıca temsilcileri:

            Stendhal (Kırmız ve Siyah, Parma Manastırı)

            Balzac (Goriot Baba, Vadideki Zambak, Eugenie Grandet)

            G. Flaubert (Madame Bovary)

            Lev Tolstoy (Savaş ve Barış, Diriliş, Anna Karenina)

            Dostoyevski (Suç ve Ceza)

            A. Çehov (Vanya Dayı, Vişne Bahçesi)

            M. Şolohov (Ve Durgun Akardı Don)

            E. Hemingway (Çanlar Kimin İçin Çalıyor)

            J.Steinbeck (Gazap Üzümleri)

            Herman Melville (Moby Dick)

            Charles Dickens (Oliver Twist, David Copperfield)

            Gogol (Müfettiş, Ölü Canlar)

            Turganyev (Babalar ve Oğullar)

            M.Gorki (Çocukluğum, Benim Üniversitelerim, Ekmeğimi Kazanırken)

“Roman dediğin, bir uzun yol üzerinde dolaştırılan bir aynadır. Bir bakarsın göklerin maviliğini, bir bakarsın yolun irili ufaklı çukurlarında birikmiş çamuru görürsün. Sonra da kalkıp heybesinde bu aynayı taşıyanı ahlaksızlıkla mı suçlayacaksınız? Aynası çamuru gösteriyor diye aynaya kabahat bulmak olur mu? Böyle çamurlu çukura bulunan yola, daha doğrusu suyun akmasını, kokmasını, çamur çukurları meydana getirmesini önlemeyen temizlik müfettişine ...”

                                                                                              Henri B.Stendhal

TÜRK EDEBİYATINDA REALİZM

            Recaizade Mahmut Ekrem (Araba Sevdası)

            Samipaşazade Sezai (Zehra)

            Nabizade Nazım (Kara Bibik)

            Halit Ziya Uşaklıgil (Mai ve Siyah, Aşk-ı Memnu, Kırık Hayatlar)

            Yakup Kadri Karaosmanoğlu (Kiralık Konak, Yaban......)

            Memduh Şevket Esendal (Ayaşlı ve Kiracıları)

            Reaşat Nuri Güntekin (Romanlarıyla)

            Refik Halit Karay (Romanları ve hikayeleriyle)

            Sait Faik Abasıyanık (Roman ve hikayeleriyle)

NATÜRALİZM (DOĞALCILIK)

19.yüzyılın sonlarına doğru Fransa’da ortaya çıkan natüralizm, bir anlamda realizmin bir üst basamağı (gerçeğe yaklaşmadaki katılığı nedeniyle) olarak düşünülebilir.

Natüralizmi, realizmden ayıran nokta onun deney yöntemine de yer vermesidir. Deney yöntemi, doğa olaylarında aynı nedenler, aynı koşullar altında aynı sonuçları doğurur düşüncesidir (Determinizm). Natüralistler bu anlayışın tabiatta olduğu gibi insan yaşamı için de geçerli olduğunu savunmuşlardır.Bu yaklaşımla pozitif bilimlerle sanatı birleştirmeye çalışmışlardır. İnsanın fizyolojik özellikleri üzerinde durmuş; insanı ırsiyet (soyaçekim) ve genetik özellikleriyle ele almışlardır. Ayrıca sosyal çevrenin insan üzerinde yaptığı etkileri de derinlemesine araştırmışlar, bir anlamda kendilerini bilim adamı, toplumu laboratuvar, insanı da deneme, inceleme aracı olarak ele almışlardır.

Natüralist yazarlar insanı belli koşulların içinde ele alır, onun duygu ve düşünce dünyasını, yetiştiği doğal ve toplumsal çevrenin etkisi doğrultusunda çizerler. Onların eserlerinde insan kendi yazgısını biçimlendirici, çevre üzerinde değiştirici bir güç taşımaz. Toplumsal nedenleri bir yana bırakmışlar, yalnızca yaşananı “nesnel” bir biçimde aktarmakla yetinmişlerdir. Bu sebeple de onlara “zabıt katipleri” yakıştırması yapılmıştır.

İnsan psikolojisiyle fizyolojisini birbirine bağlı kabul ettikleri için eserlerinde kahramanların fiziksel özelliklerini çok ayrıntılı olarak vermişlerdir. Buna bağlı olarak da betimleme, doğalcı eserlerin en önemli anlatım biçimi olarak dikkat çeker.

Realistlerdeki biçim güzelliği, kompozisyon olgunluğu ve üslup kaygısı natüralistlerde yoktur. Ancak natüralistler de halkın kolayca anlayabileceği açık ve yalın bir dil kullanmışlardır.

 

    1    2    3    4    5    6    7    8    9    10    11    12    13    14    15    16

                                                                       Ana Sayfa

 

 

 

Domain